9/8/2007
SÜNEPE VE ÇOCUK
Paylaşıldıkça çoğalan tek şey sevgi değildir, hatta hiçbirşeydir.Paylaşınca artmak diye bir bir şey matematiksel olarak mümkün değildir. Mitoz bölünmede bile bölünen hücreler çoğalmıyor, sadece aynı kalıyorken kim inanır sevginin çoğaldığı saçmalığına canım. Bir saniye bir saniye...Paylaşıldıkça çoğalan bir şey geldi aklıma galiba. Ama o da çoğalmıyor aynı mitoz bölünme gibi, aynısından birçok yerde aynı büyüklükte oluyor. O da Fatih Ürek’in poposu. Benimle paylaşanlar oldu, benim paylaştıklarım oldu, ondan öncekiler ve sonrakiler de olmuştur illa ki. Ama ne oldu? Soruyorum ne oldu? Büyüdü mü popo? Hayır, inceledim milim milim, ölçüler aynı kardeşim.
Paylaşmayı sevmiyorum ben...Hayat bana paylaşmamayı öğretti. Daha çocukken apartmanın diğer çocuklarıyla paylaşım yapardık, herkes kendi evinden elma, portakal, kek, pasta getirir piknik yapardık bahçede. Birinci katın kızı Eda, evet adı Eda’ydı, hiç unutmam, benimkileri önce açtırır, silip süpürdükten sonra annem çağırıyor bahanesiyle kendi getirdiklerini toplar giderdi. Bunu çok kere yedim, Eda’nın getirdiklerini değil, bu numarayı yani...Çocukluğum Eda’nın getirdiklerini yediğimi tahayyül etmekle geçti. Hiç öğrenemedim.
Çocukken sünepeydim. İspatlayamam...Elimde delil yok. Çocukluğuma dair tek bir fotoğrafım bile yok. Bir zamanlar çocuk olduğumu bile ispatlayamıyorum. Bir insan aynı zamanda hem sünepe hem çocuk olabilir, inanın. Her erkek askerlik anılarını anlatır, hepsi komutanına rest çekmiştir, selam bile vermeden geçmiştir önünden komutanının. Her anne kadının zor, olaylı, ilginç, şaşırtıcı, dudak uçuklatıcı bir suyu gelme, ardından doğum olayı olmuştur. Ben, yıllarca -ne kadar uzun olduğu mühim değil- ampulu bulan kişinin Ediz Hun olduğunu sanan sünepe bir çocuktum işte.
0 yorum yazılmıştır
Yorum yaz!